• 176
  • 0

Doğru Beslenmenin Önemi;
Son yıllarda teknolojinin ilerlemiş ile ortalama yaşam uzamaktadır. Ancak yaşam süresinin uzaması beraberinde modern çağın hastalıkları diye tabir edilen otoimmun hastalıklar, kanser, ve birçok kronik hastalığı da beraberinde getirmiştir. Peki bu hastalıklardan uzak durmanın en etkili yolu nedir?

Tabii ki beslenme!!!
Şöyle düşünün;
Arabanız benzinli ve pompaya yanaşıyorsunuz? Arabanızın daha hızlı gitmesi için jet yakıtı veya daha ekonomik olması için mazot alır mısınız? Sanki hepinizin pompaya yanaştığınız esnada pompacıya ‘’Araba benzinli sakın başka bir yakıt koyma!!!’’ dediğinizi duyar gibiyim. Peki arabamızın yakıtı hakkında gösterdiğimiz bu hassasiyeti, vücudumuzun yakıtı için gösteriyor muyuz?
Şimdi de ‘’ Dünyaya bir kere geldim, atın ölümü arpadan olsun’’ dediğinizi duyuyorum.
Oysa arabanıza benzin yerine mazot konulsa başınıza gelebilecek en kötü senaryo, arabanızın motorunun bozulması ve belli bir miktar maddi kayıpla yenilenebilmesi durumudur.

Peki vücudumuz yanlış beslenme sonrası bozulursa, yedek parçası var mıdır?
Amacımız hastalandıktan sonra doktor doktor şifa aramak mı, yoksa hastalıklardan uzak durabilmek midir?

Uzun yaşamak kadar sağlıklı bir yaşam da istiyorsak yediklerimize dikkat etmeliyiz.
Hastalıklardan uzak kalabilmenin belki de en önemli yolu doğru ve sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Doğru ve sağlıklı beslenme üzerine birçok beslenme ve diyet modeli oluşsa da son zamanlarda kronik ve otoimmun hastalıkların artmasının arkasındaki nedenin özellikle gluten ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme yani batı modeli beslenmeye bağlı olduğuna dair birçok bilimsel çalışma yer almaktadır.
Kronik hastalıklardan uzak durmak, sağlıklı ve uzun yaşamak istiyorsak işlenmiş ve ambalaja sokulmuş, üzerine son kullanma tarihi vurulmuş, son kullanma tarihine kadar da raf ömrü uzasın diye içeriğine birçok katkı maddesi koyulmuş gıdaları beslenme düzenimizden çıkartmamız gerektiğini unutmayın.

Gluten içeriğinden dolayı olabildiğince tahıllardan uzak durmalı,
Vücudumuzda kronik enflamasyona yol açarak, birçok kronik ve dejeneratif hastalığa yol açan omega-6 (fast-food tipi beslenme modeli) kaynaklarını azaltmalı, hatta dengeyi omega-3 tarafına kaydırmak için her hafta en az bir kez mutlaka doğal ortamında avlanan balık (ızgara-buğulama olarak ) tüketmeliyiz. Bu mümkün değilse besin desteği olarak omega-3 kullanmalıyız.
Şeker içeren gıdaları hayatımızdan olabildiğince uzaklaştırmalı, hatta mümkünse tamamen çıkartmalıyız. Şeker tüketimi, beraberinde insülin üretimine yol açarak, zamanla insülin direncine, insülin direnci ise obezite başta olmak üzere bir çok metabolik hastalığa yol açmaktadır. Diyabette uzak durabilmenin en kestirme yolu, insülin seviyelerimizi yukarı çıkartan şekerli ürünlere veda etmemize bağlı olduğunu unutmayalım.
Hücrelerimizin sağlıklı çalışabilmesi için ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri sağlayabilmek adına sebze-meyve tüketimini arttırmalı, sebze ve meyve ihtiyacımızı da mevsimine uygun olarak organik yollarla üretilenlerden karşılamalıyız.

Karaciğer; bedenimizin en önemli detoks organıdır. Bu işlevini sürdürmesi için karaciğerimizi korumalı, ona en çok zarar veren ve işlevini bozan alkolden uzak durmalıyız. Alkol tüketiminde, karaciğer diğer fonksiyonlarını ikinci plana atarak vücuttan alkolü uzaklaştırmaya yoğunlaşır.
Sigara tüketimi; hücrelerimize giden oksijen miktarını azaltarak hücrelerimizin sağlıklı çalışmasını engeller, bedenimizin en ufak parçası olan hücrelerin bozulmasına, bozulan hücreler ise sistemlerimizin bozulmasına yol açar.

Modern çağın beraberinde getirdiği hastalıkları önlemenin en kolay yolu, teknolojinin hayatımıza soktuğu işlenmiş gıdaları, alkolü ve sigarayı hayatımızdan çıkartmaya yani yaşam tarzı değişikliğine bağlı olduğunu unutmayalım.
Beslenme doğruysa ilaca gerek yok, beslenme bozuksa ilacın faydası yok…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *