Kosuyolu Rezonans - Sağlıklı ve Kolay Zayıflama, Sigara/Alkol Bırakma Merkezi 
Kosuyolu Rezonans

Oksidatif Stres Nedir

Oksidatif Stres Nedir?

Koşuyolu Rezonans


Oksidatif Stres Nedir?

Hayat bazen gerçekten omuzlarımızın üzerine çöker. Sabah alarmıyla başlayıp gece yarısına kadar süren koşturmaca, yetişmesi gereken işler, bitmeyen sorumluluklar… Arada uykusuz geceler, hızlıca geçiştirilen öğünler, “birazdan dinlenirim” diye ertelenen molalar. Çoğu zaman “iyiyim” deyip devam ederiz. Çünkü alışmışızdır güçlü durmaya. Ama bedenimiz bizim kadar iyi rol yapamaz.

Biz fark etmesek de, vücudumuz her gün sessiz bir savaş verir.

Stresli bir gün geçirdiğimizde, kötü beslendiğimizde, yeterince uyumadığımızda ya da hava kirliliğine maruz kaldığımızda; hücrelerimizin içinde küçük ama etkili bir mücadele başlar. Bu mücadelenin adı: oksidatif stres.

Belki kulağa biraz teknik geliyor. Ama aslında konu sandığımızdan çok daha insani, çok daha günlük ve çok daha yakın. Çünkü oksidatif stres; yorgunluk hissimizden cilt yaşlanmasına, bağışıklık sistemimizin zayıflamasından kronik hastalıklara kadar pek çok sürecin arka planında yer alır.

Peki tam olarak nedir bu oksidatif stres?

En basit haliyle, vücudumuzda oluşan “serbest radikaller” ile onları dengelemeye çalışan “antioksidanlar” arasındaki dengenin bozulmasıdır. Normalde bu iki taraf uyum içinde çalışır. Serbest radikaller oluşur, antioksidanlar onları etkisiz hale getirir ve her şey yolunda gider. Ama yoğun stres, sigara, alkol, düzensiz beslenme, çevresel toksinler ve hatta aşırı egzersiz gibi faktörler bu dengeyi bozduğunda, serbest radikaller baskın hale gelir. İşte o zaman hücrelerimiz zarar görmeye başlar.

Bu zarar bir anda dramatik bir şekilde ortaya çıkmaz. Yavaş yavaş birikir. Belki daha çabuk yorulmaya başlarız. Belki cildimiz eskisi kadar canlı görünmez. Belki sık sık hastalanırız. Bazen de yıllar içinde kalp-damar hastalıkları, diyabet ya da başka kronik sorunlar için zemin hazırlanır.


Serbest Radikaller Nedir?

Önce işi en sade yerinden anlayalım.

Bedenimiz her an çalışıyor. Nefes alıyoruz, yemek yiyoruz, düşünüyoruz, hareket ediyoruz… Tüm bu süreçlerde hücrelerimiz enerji üretiyor. Ama bu üretim sırasında ortaya bazı “yan ürünler” çıkıyor. İşte serbest radikaller de bunlardan biri.

Serbest radikaller, yapısında bir elektron eksiği olan moleküllerdir. Bu küçük eksiklik onları dengesiz yapar. Sanki içlerinde bir boşluk varmış gibi davranırlar. Bu boşluğu doldurmak için de çevrelerindeki moleküllerden elektron almaya çalışırlar. Yani kendi dengelerini kurmak için başka hücrelerin düzenini bozabilirler.

Bunu şöyle düşünebilirsiniz:

 Ortama huzursuz bir misafir geliyor ve kendi dengesini sağlamak için etraftaki eşyaların yerini değiştiriyor. Sonra o değişen eşya da dengesini kaybediyor ve zincirleme bir karmaşa başlıyor. Serbest radikallerin hücre içinde yaptığı şey tam olarak buna benzer.

Bu zincirleme etki hücre zarlarına, proteinlere ve hatta DNA’ya kadar uzanabilir. Uzun vadede hücrelerin daha hızlı yıpranmasına, yaşlanma belirtilerinin artmasına ve bazı hastalıklara zemin hazırlanmasına katkıda bulunabilir.

Ama burada önemli bir denge var.

Serbest radikaller tamamen “kötü” değildir. Vücudumuz onları bağışıklık sistemi gibi bazı savunma mekanizmalarında bilinçli olarak kullanır. Örneğin zararlı mikroorganizmalara karşı savaşırken bu moleküllerden faydalanırız. Sorun, üretim kontrolsüz şekilde arttığında başlar. Yani mesele onların varlığı değil; miktarı ve dengeyi kaybetmemizdir.

Oksidatif Stres Tam Olarak Nedir?

Oksidatif stres aslında bir “denge meselesidir.”

Vücudumuzda sürekli iki taraf çalışır: Bir yanda serbest radikaller, diğer yanda onları kontrol altında tutan antioksidanlar. Antioksidanları, hücrelerimizi koruyan görünmez bir güvenlik ekibi gibi düşünebilirsiniz. Görevleri, serbest radikallerin verdiği olası zararı en aza indirmek ve ortamı sakin tutmaktır.


Her şey yolundayken bu iki taraf uyum içinde çalışır. Serbest radikaller oluşur, antioksidanlar devreye girer ve denge korunur. Biz de hiçbir şey hissetmeyiz.

Ancak hayatın temposu arttığında, stres uzadığında, beslenme düzensizleştiğinde ya da çevresel yük fazlalaştığında serbest radikal üretimi hızlanabilir. Eğer antioksidan savunmamız bu artışı karşılayamazsa, işte o noktada denge bozulur. Bu dengenin bozulduğu duruma oksidatif stres denir.

Oksidatif Stres Neden Oluşur?

Oksidatif stres çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz; günlük hayatın küçük ama tekrar eden alışkanlıklarıyla yavaş yavaş birikir. Modern yaşamın temposu burada sandığımızdan çok daha büyük rol oynar. Örneğin sigara kullanımı ya da yoğun hava kirliliğine maruz kalmak, vücutta serbest radikal üretimini ciddi şekilde artırır. Aynı şekilde alkolün aşırı tüketimi de hücreler üzerinde ekstra bir yük oluşturur. Beden zaten kendi dengesini korumaya çalışırken, bir de bu dış etkenlerle baş etmeye uğraşır.

Beslenme alışkanlıklarımız da bu denklemin önemli bir parçasıdır. Sürekli işlenmiş, paketli ve şeker oranı yüksek gıdalar tükettiğimizde vücudumuz yeterli antioksidan desteği bulamaz. Üzerine bir de yoğun psikolojik stres, uykusuz geceler ve hareketsiz bir yaşam eklendiğinde tablo yavaş yavaş ağırlaşır. Hatta farkında olmadan maruz kaldığımız radyasyon bile bu sürece katkıda bulunabilir. Kısacası modern hayat, hız ve konfor sunarken hücrelerimiz için pek de nazik davranmaz.

Oksidatif Stres Vücudu Nasıl Etkiler?

Oksidatif stres genellikle bir sabah uyanıp “işte oldu” diye fark edeceğimiz bir durum değildir. Sessiz ilerler. Hücreler düzeyinde küçük hasarlar birikir, biz ise günlük hayatın koşturmacasında bunu pek hissetmeyiz. Ancak zaman içinde bu birikim; cildin daha erken yaşlanması, elastikiyet kaybı, sık hastalanma ya da genel bir yorgunluk hissi olarak karşımıza çıkabilir. Araştırmalar, uzun süreli oksidatif stresin kalp ve damar hastalıklarından diyabete, bazı nörolojik sorunlardan kronik inflamasyona kadar pek çok durumla bağlantılı olabileceğini gösteriyor.


Burada altını çizmek gereken önemli bir nokta var: Oksidatif stres tek başına bir hastalık değildir. Daha çok, pek çok sağlık sorununun arka planında yer alabilen bir zemin gibidir. Yani görünmeyen ama süreci etkileyen bir faktör. 

Oksidatif Stresi Azaltmak Mümkün mü?

Evet, mümkün. Üstelik bunun için hayatı kökten değiştirmek ya da mükemmel bir yaşam planı yapmak gerekmiyor. Küçük ama bilinçli adımlar bile hücrelerimiz üzerinde ciddi bir fark yaratabiliyor. Örneğin beslenmede daha doğal ve taze seçeneklere yönelmek, işlenmiş ve aşırı şekerli gıdaları azaltmak vücudun antioksidan kapasitesini destekler. Sigara ve alkolü sınırlamak ise serbest radikal yükünü doğrudan azaltır. Bunlar kulağa basit geliyor olabilir ama hücresel düzeyde etkileri oldukça güçlüdür.

Düzenli egzersiz de bu dengeyi destekleyen önemli bir alışkanlıktır. Kısa vadede serbest radikal üretimini artırsa bile, uzun vadede vücudun savunma sistemini güçlendirir. Kaliteli uyku ise hücrelerin kendini onardığı en değerli zamandır; geç saatlere kadar ayakta kalmak aslında bu tamir sürecinden çalmak demektir. Bir de stres yönetimi var… Nefes egzersizleri, kısa yürüyüşler, doğada zaman geçirmek ya da zihni sakinleştiren küçük ritüeller sadece ruhumuza değil, hücrelerimize de iyi gelir.




Koşuyolu Rezonans

Bu gönderiyi paylaş

Bize Ulaşın

+90 216 545 45 55

Randevu Oluşturun